Fatih Sultan Mehmet neden kahvaltıda menemen yemezdi ?

Ozkul

Global Mod
Global Mod
Bir yer adının yemeğe isim vermesi ile yemeğin o bölgede ne zaman ortaya çıktığı aynı şey değildir. Üstelik yemeğin tarihine dair çeşitli anlatılar bulunması, kesin bir kuruluş tarihi vermeyi daha da zorlaştırıyor.

Bu nedenle “Fatih Sultan Mehmet menemen yemedi çünkü Menemen henüz Osmanlı'da değildi” demek de doğru olmaz. Menemen yerleşimi Fatih'ten çok daha eskiydi. Sorunun asıl cevabı yemeğin modern biçiminin ve özellikle domates-biber temelinin Fatih döneminden sonraki mutfak dönüşümleriyle ilişkili olmasıdır.

Asıl kırılma noktası: 1844 tarihli yemek kitabı

Bence konuyu anlamanın en sağlam yollarından biri 1844 yılına bakmak.

Mehmed Kâmil tarafından hazırlanan Melceü’t-Tabbâhîn, 1844 yılında yayımlanan ilk basılı Türkçe yemek kitabı olarak kabul ediliyor. Türkiye Yazma Eserler Kurumu da eseri bu şekilde tanımlıyor. Kitap; çorbalar, kebaplar, et yemekleri, yahniler, köfteler, pilakiler, börekler, tatlılar, zeytinyağlılar, pilavlar ve hoşaflar gibi çok sayıda kategoriyi içeriyor. e-Kitap

Üstelik kaynaklarda kitabın 284 yiyecek ve içecek tarifi içerdiği de belirtiliyor. Google Sanat ve Kültür

Daha önemlisi, bu eserde domates artık görünür durumdadır.

Örneğin “domates pilavı” tarifinde domates suyu, pirinç, soğan, yağ ve biber kullanılıyor. melceut-tabbahin.sitesi.ws

Bu bize çok güzel bir tarihsel ipucu veriyor.

Fatih 1481'de öldü.

İlk basılı Türkçe yemek kitabı 1844'te yayımlandı.

Aradaki süre:

1844 - 1481 = 363 yıl.

Yani elimizdeki yazılı yemek kültürü kayıtları, Fatih döneminden 363 yıl sonra domatesin Osmanlı mutfağında belirgin biçimde görünür hale geldiğini gösteriyor.

Bu elbette “1844'ten önce domatesli hiçbir şey yenmedi” anlamına gelmez. Ancak mutfak tarihindeki görünürlük açısından son derece önemli bir kanıttır.

Erkeklerin “pratik yemek”, kadınların “sofra kültürü” bakışı gerçekten farklı mı?

Burada kullanıcıların sıkça yaptığı bir başka tartışmayı da dikkatli ele almak gerekiyor.

“Erkekler yemeğe pratik açıdan bakar, kadınlar sosyal açıdan bakar” gibi kesin bir cinsiyet genellemesi yapmak doğru olmaz. Yemek tercihleri yaş, aile yapısı, meslek, kültür, ekonomik durum ve kişisel alışkanlıklarla çok daha yakından ilişkili.

Ama forum tartışması açısından iki farklı bakış açısını toplumsal klişeye dönüştürmeden düşünmek mümkün.

Bir kişi için menemenin değeri son derece pratiktir: birkaç malzemeyle hazırlanır, kısa sürede pişer, ekmekle doyurucu bir öğüne dönüşür.

Başka biri için ise menemenin değeri sofradadır. Tavadan paylaşılması, ekmeğin ortaya konması, “soğanlı mı soğansız mı?” tartışması, aile üyelerinin aynı tavaya uzanması gibi ayrıntılar yemeği yalnızca kaloriden ibaret olmaktan çıkarır.

Bu iki yaklaşımı erkek-kadın diye kesin biçimde ayırmak yerine sonuç odaklılık ile sosyal/duygusal anlam arasındaki fark olarak düşünmek daha sağlıklı.

Birisi “10 dakikada hazırlanıyor” diyebilir.

Bir başkası “Çocukluğumun kahvaltısını hatırlatıyor” diyebilir.

İkisi de gerçek ve meşru deneyimlerdir.

Üstelik Osmanlı sofrasında da yemek yalnızca beslenme değildi. Sofra düzeni, misafirlik, ikram, toplumsal statü ve görgü kuralları önemliydi. Osmanlı yemek kültürü çalışmalarında yemeklerin toplumsal ilişkilerle birlikte ele alınması tam da bu nedenle önem taşıyor. Türk Mutfağı

Peki Fatih'in önüne bugünkü menemen konsa ne olurdu?

Burada artık tarihsel veriden varsayıma geçiyoruz.

Fatih'in menemenin tadını sevip sevmeyeceğini bilmiyoruz.

Bunu “Fatih kesinlikle severdi” veya “kesinlikle nefret ederdi” diye söylemek tarihsel kanıt olmadan karakter analizi yapmak olur.

Fakat malzemelerin tarihsel yayılımını düşünürsek ilginç bir deney zihinde canlandırabiliriz.

Fatih döneminden bir aşçıya bugünkü mutfaktan domates, yeşil biber, yumurta ve modern pişirme araçları verdiğimizi düşünelim.

Aşçı yumurtayı tanıyor olabilir.

Yağı tanıyor.

Soğanı tanıyor.

Fakat domates ve biberin mutfaktaki konumu, bugünkü aşçının alışkanlıklarından oldukça farklı olurdu.

Yani mesele yalnızca “tarif bilinmiyordu” değil.

Mutfakta hangi malzemenin normal kabul edildiği değişmişti.

Bu durum kültür tarihinde son derece yaygın. Bugün bize sıradan gelen bir ürünün birkaç yüzyıl önce egzotik, şüpheli veya tamamen bilinmeyen bir şey olması şaşırtıcı değil.

Menemen aslında bize Osmanlı mutfağının nasıl değiştiğini anlatıyor

Bu yüzden “Fatih neden menemen yemedi?” sorusu ilk bakışta eğlenceli bir yemek sorusu gibi görünse de aslında gastronomi tarihinin güzel bir örneği.

Birinci katmanda tarih var: Fatih 1451-1481 döneminde hüküm sürdü.

İkinci katmanda botanik var: domates ve biber gibi Amerika kökenli ürünlerin Osmanlı mutfağına girmesi yüzyıllar süren bir süreçti.

Üçüncü katmanda ekonomi ve ticaret var: Bir ürünün farklı coğrafyalara ulaşması, üretiminin artması ve ucuzlayarak halk mutfağına girmesi zaman alır.

Dördüncü katmanda gastronomi var: Yeni malzemeler eski tariflere eklenerek yepyeni yemekler ortaya çıkarabilir.

Beşinci katmanda ise sosyoloji var: Bir yemeğin yalnızca nasıl pişirildiği değil, kiminle ve hangi öğünde yenildiği de onun kültürel anlamını oluşturur.

İşte menemen bu açıdan küçük ama çok güzel bir örnek.

Bugün domatesi Türk mutfağının sanki ezelden beri var olan temel malzemelerinden biri gibi algılıyoruz. Oysa tarih bize mutfakların sürekli değiştiğini gösteriyor.

Sonuç: Fatih'in menemen yememesinin gerçek nedeni ne?

Kısa cevap şu:

Fatih Sultan Mehmet'in menemen yemediğine ilişkin özel bir “menemen yasağı” veya “Fatih menemene karşıydı” şeklinde güvenilir bir tarihsel kayıt bulunmuyor. Daha temel açıklama, bugünkü menemenin ana bileşenlerinden domates ve biberin Fatih döneminde henüz Osmanlı mutfağında bugünkü yaygınlıkta olmaması ve modern menemenin daha sonraki mutfak gelişmelerinin ürünü olmasıdır.

Saray kayıtlarında 1692-1693 döneminde “kavata” ile ilişkilendirilen domates kayıtlarının görülmesi, 1844 tarihli Melceü’t-Tabbâhîn kitabında çok sayıda domatesli tarifin yer alması ve 19. yüzyılda domatesin Osmanlı mutfağındaki kullanımının belirgin biçimde artması bu tabloyu destekliyor. Türk Mutfağı+2İSAM Makaleler+2

Dolayısıyla mesele “Fatih menemen sevmiyordu” değil.

Daha doğru soru şu:

Bugün bize son derece geleneksel görünen yiyeceklerin hangileri aslında son birkaç yüzyılda oluştu?

Belki de bundan sonra kahvaltı masasında menemen yerken asıl ilginç soru “soğanlı mı soğansız mı?” olmayacak.

“Fatih'in sofrasına bugünkü kahvaltımızdan kaç malzemeyi gerçekten koyabilirdik?” sorusu çok daha eğlenceli.

Sizce hangisi daha şaşırtıcı: domatesin Osmanlı mutfağına geç girmesi mi, yoksa bugün ‘geleneksel’ dediğimiz pek çok yemeğin aslında zaman içinde değişmiş olması mı?
 
Üst